aramızda otuzikimilyonyediyüzaltmışsekizbin renk var.

23 Ocak 2009 Cuma

kinyas.

benim adım kinyas. ismimi kendime ben verdim. bitmeyen bir öfke ve mutsuzluğun ifadesi. bütün insanlara kızgınım. yaşadıkları için. hayattan midem bulanıyor... ateşle oynarım. yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. benim adım neron. geceleri çaldığım arabalarla gezerim. tokyo'da doğdum. iki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirdim. sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. benim adım steve mcqueen. bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. david bowie'yi rüyamda gördüm. sabah bir gözüm yoktu. benim adım kaygusuz abdal. tanrıdan vazgeçtim. ölmekten vazgeçtim. çünkü ölürsem ve yukarda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. ölmek istemiyorum çünkü tanrıyı da öldürürüm diye korkuyorum. ve böyle bir vefata benden başka kimse dayanamaz. hayatımı diktiler. oysa ben yırtmak için çok uğraşmıştım. benim adım deacn moriarty. 140'ı geçince direksiyonun üstüne yattım. beş bin film seyrettim. her şeyin farkına vardım. farkına varılacak bir şey kalmayınca sıradaki hayat gelsin dedim. ne gelen var ne de giden sadece kinyas ve ben.. kendimi tanıyamadım. zamanım olmadı. binlerce dilim pizza yedim. pepperonili ve siyah zeytinli. benim adım houdini, ayak basmadığım yer kalmadı. kalan varsa onları da amuda kalkar geçerim! şiir yazdım. tam üç tane. birini rendeleyip makarna sosuma kattım. diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. zaman kazandım böylece. sonuncusunu ise şimdi yazdım. işte geliyor:

sözlerimin sonunu duymadığın zaman.
cümlelerimin sonunu duymadığın zman.
değiştiriyorum son kelimelerimi.
değiştiriyorum sonumu.

..................................

biraz önce kayra'nın sesini duydum. başlamıştır rüyalarını saymaya. onun da ölmesini engelleyenler, işte o rüyalar. uyku, hissederek yapabildiği son iş. elinde kalan son huzur. rüyaları ise yeryüzünde bir türlü arayıp da bulamadığı evi. 

ama o, ev fikriyle kendini rahatlatırdı. yolculuğu, gecesi ne kadar kötü geçerse geçsin dönebileceği ve hiçbir şey olmamış gibi kendisini bekleyen bir evin olması, hayatındaki bütün tehlikeli işleri yapabilmesini sağlıyordu... 

ama bir gün, çok kötü bir şey oldu. yazdığı kitabı yeni bitirmişti. evet, kayra çok iyi bir yazar olabilirdi. eğer bu kadar nefret etmeseydi mürekkepten ve bu kadar uyumasaydı..

İşte tam bu nedenlerle Hakan Gündaya teşekkürleri bi borç biliyorm ve borcuma sadığım.

Hiç yorum yok: